
Kirsten Dunst hakkındaki fikirleriniz kökten değişime uğrayacak. Çünkü onun kadar rolünü ciddiye alan bir aktris yok denecek kadar az. Dunst’ın sarışınlığı basmakalıp olarak anılıp caka satmasına, köpek dişleri ile hafifçe gülümsemesi ise yaramaz bir kıza bürünmesine neden oluyor- sanırım dişlerini yakın zamanda düzelttirdi-. Büyük olasılıkla da onu görmeye alışık olduğumuz karakterlerde yer almaya devam edecek. Tabi bu; uzun yıllar hayatını çözümlenmiş karakterlere adayacağının bir garantisi değil– Vampirle Görüşme’de kan emici, Gençlik Ateşi‘nde inatçı amigo kız, Örümcek Adam‘ın 3 serisinde de örümcek adamın sevgilisi, ve Maríe Antonietta‘da havalı aristokrat kız–, Dunst bugüne kadar yer aldığı filmlerin bazılarında sevimli, bazılarındaysa çekici tipleri oynadı. Doğrusunu söylemek gerekirse, Lars Von Trier’in yeni filmi Melankoli hakkında konuşmamızı duyduğuna eminim. Cannes Film Festivali’ndeki Dunst’ın resmedilen bazı görüntüleri korkunun en önemli yüzü oldu. Ve buradan hareketle Lars Von Trier bir basın konferansı sırasında Hitleri anlıyorum “Israil tam bir pislik” dedi… Ardından ise sınır dışı edildi. Birkaç gün sonra Kirsten Dunst, dünya ile çarpışan gezegende evlenmek üzere olan genç bir kadının çöküşü filmindeki sıradışı başarısı ile “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü. Onun zaferiyle tanışmadan evvel bize aktarılanlar bunlardı.
Lars Von Trier’ın basın toplantısındaki davranışları sizi nasıl etkiledi?
Lars’ın söylediklerinden dolayı utanç duydum. Örnek vermek gerekirse; onun karanlık ve çarpık mizahı bir şakaydı. Gerçekte böyle düşünmediği açık ve seçik ortada. Sonra Lars kendini kötü, pişman ve üzgün hissetti. Onu yargılamıyorum. Yaptığı şey aptalcaydı. Bazı kati şeyler şaka değildir.
Lars’ın kadınlara karşı olan düşmansı tavırları olduğunu ve bu konuda ise önemli bir üne sahip olduğunu biliyoruz… Onunla film yapmak nasıl bir duyguydu?
Çekime başlamadan evvel bir parça korkmuştum çünkü herkes bana Lars’ın ooyuncularına karşı eziyet çektirdiğini söylüyordu. Ama söz konusu ben olduğumda bana karşı daha samimi, nazik ve içten davranıyordu. Sezgileri çok güçlüydü. Hangi kişi bu kadar feminen karakterleri kaleme alarak ilgi çekici olabilirdi ki…? Yıllar önce geçirdiği depresyon ve bazı sıkıntılara rağmen, Lars bana karşı çok rahattı. Hayatımda herhangi bir oyuncu ile birçok sırrını paylaşan bir yönetmen görmedim. En kısa zamanda bir araya gelip yemek yedik. Karışım halinde aldığı ilaçlar yüzünden hafifçe titredi. Ben de; “Lars iyi misin?” diye sordum. Çok hiddetliydi. Depresyon konusunu aktaran çok fazla film olmadığı için depresif kişileri incelemek ilginç değil. Çünkü onlar yorgun oldukları zaman yemek yemek, uyumak ve hatta duş almak bile istemiyorlar. Fakat Lars güzel bir hikaye yarattı.
Yıllar önce siz de depresyon ile mücadele ettiniz. O günler size neler hatırlatıyor?
Çok zordu; neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu ayırt edemeyecek haldeydim. Daha sonra uyuşturucu ve alkol problemim olduğunu söylemeye başladım. Tabi eğer 20 yaşında bekar bir kız olup, arkadaşların ile çıkıyorsan… Ama bazen ölçüyü kaçırıp çok içersin. İşte o zamanlar çok genç olduğumuz için hata yapıyorduk. Tüm bu şayialar kariyerim hakkında olumsuz düşünmeme sebebiyet verdi. Şunu düşündüm: ” Neden o yöne doğru gidiyorum?”. Arkadaşlarım ve ailem beni savunmak zorunda kaldı. Korkunçtu…. Kariyerimi yeniden gözden geçirme kararı alarak, duygusal anlamda yakın hissettiğim ve kendimi ispat edebileceğim rollerin bana teklif edilmesini bekledim. Derken sanatsal işleri boşladığımın farkına vardım. Buna rağmen tamamen depresif bir kişiliğe sahip değilim. Fakat hayatımda olmaması gereken bazı olaylar oldu. Herkesin böyle anları olduğunu düşünüyorum.
Melancolía filminin kariyerinizde yeni bir başlangıç olduğunu söyleyebilir misiniz?
Lars ile beraber çalışmak bana olayların gerçek olabileceğini hissettirdi. Özgür bırakıldığımız için deneme sahnelerini çekerken istediklerimizi filme alıyorduk. Bazı oyuncular çok korkuyorlardı ama bu yaptığım bana yeni dünyanın kapılarını araladı. Aslında önceden tasarlanmış bir taslağım yoktu. Birdenbire aklıma geldi: “Şimdi yetişkin rollerini değerlendireceğim.” Çalışma sistemimin bu denli değiştiğinin farkına varmamıştım. Ayrıca hiç olmadığım kadar özgür ve cesurum. Ünlü olmaktan da kaygılanmıyorum. Şöhret sadece özgürlüğümü kazanıp istediğimi yapabilmem için önemli. Şu an tek dileğim önemli filmlerde yer almak.
Ilk kamera karşısına geçtiğinizde 3 yaşındaydınız. Bu nasıl oldu?
Annem ilk başından beri kaderimde oyunculuğun olduğunu biliyordu. Her seferinde süpermarkete giderken insanlar şunu dile getiriyorlardı: ” Bu kızın otantik bir güzelliği var, onu çekimlere götürmelisin” Annem de öyle yaptı. Çok az reklam yapmayı tercih eden biri olarak kendimi garip hissettim. Çünkü çok genç görünüyordum. Devlet okuluna gittim ama hiçbir zaman egosal sorunlar yaşamadım. Buna kibirli olmak da dahildi. Çocuk aktörler kendilerini güvensiz hissettiklerinde durumu erişkin oyunculara nazaran daha iyi idare ediyorlar. Erişkin aktörler kendi görünümlerinden ve kendi karakterleristik özelliklerinden fazlasıyla etkileniyorlar. Çocuklar öyle değiller. Vay be köstümüm çok harika! Filmi ne zaman çekmeye başlıyoruz?
Kariyerinizde sizi en çok gururlandıran şey nedir?
29 yaşındayım ve bağımsızım. Bana küçüklüğümden beri verilen bu fırsat ekonomik anlamda aileme maddi destekte bulunmamı ve tam anlamıyla tatmin olmamı sağladı. Ninem, Valle de San Fernando’da ailem için aldığım görkemli evde bizimle beraber yaşadı. Benim kafam erkek gibi çalışıyor bundan ötürü para harcamadım. New York’ta sadece tek odalı bir stüdyo dairem var. Yaşamım spor otomobiller ve pahalı mücevherler üzerine kurulu değil.
Aileniz hakkındaki konuşmanın sonuna geldik. En başından beri onlar kariyerinizde neyi önemsiyorlardı…?
Annem her zaman çekimlerde bana eşlik eder. Bir keresinde annem bana ev yapımı makarna getirmişti. Ama ne yazık ki babam için aynı durum söz konusu değil. Çünkü babam çok katı. Babamın bana sorduğu bir soru aklımın bir köşesine ilişiverdi: “Eğer matematikten 7 alıyorsan neden 10 almayasın”. Bana miras olarak kalan bu laf; sahip olmak istediğin büyük başarının; hiçbir zaman yeterli olmayacağını gösteriyor.
Peki, aileniz Melancolía filmindeki çıplak sahneleriniz hakkında ne düşündüler?
Onun reaksiyonu beni en çok endişenlendiren unsur oldu. Ama eminim vücüdumu ekrana güzel bir şekilde yansıttılar. Babam bana: “Vücüdumun çok estetik olduğunu ve benimle gurur duyduğunu” söyledi. İnanmakta zorluk çektim. “İyi bir sebepten dolayı yani sanat adına onu gösteriyorsan benim için sorun yok.” Her ne kadar benim için garip de olsa…
Perdede kendinizi gördüğünüzde nasıl hissettiniz?
Biliyor musunuz? Ben şahsen yüzüm kızarmış gibi hissetmedim, sadece gülmek istedim. Netice itibariyle; Melancolia (Melankoli)’daki kötümser biri olarak, böylesine bir filmi yüzümdeki aptal bir gülümsüme ile seyretmiş olmam sanki Apocalipsis’teki final gibi mutlu son ile bittiğini hatırlattı bana. Son olarak; dünyanın birçok sorunun üstesinden gelmesi gerekiyor.
Çeviri: Arzu Çevikalp

