Giriş Kayıt

Hot Tub Time Machine

Bookmark and Share

I WANNA ROCK! ROCK!

Kim ne derse desin 80’ler güzeldi. Müzikleri, filmleri, gündemi, kadınları, o gün için modası, insanların rahat takılması, yetişme tarzları… 80’ler güzeldi güzel olmasına ama 2010’da da hala kafa olarak 80’lerde yaşayan insanlar hiç mi hiç güzel değil bence. Yani biteli 20 sene olmuş ama kulağından hala Hair Rock grupları düşmüyorsa, Glam’ciler gibi giyiniyorsan, sex, drugs & rock’n roll hell yeah diye balta sapı gibi geziyorsan, kusuruma bakma ama seni 80’lere ışınlamak lazım. Belki böylece şu andaki durumundan vazgeçersin. En azından Hot Tub Time Machine’i izle de gör senin gibi adamlar neymiş, ne olmuş, ne olması gerekiyormuş…

Yönetmen Steve Pink’i bir tek 2006 yapımı Accepted’tan tanıyorum, onu da beğenmemiştim. Yazarları da tanımıyorum açıkçası. Filmi de zaten sırf John Cusack var diye izledim. Bir de trailer’daki müzikler hoş diye. Ben de 80’ler kafasında bir adam sayılırım ama sadece alkollüyken. Her fırsatta askerlik anılarını anlatanlar gibi 80’lerin ne kadar eğlenceli günümüzün ne kadar keyifsiz geçtiğinden dem vurmaktansa ortamı şenlendirmeye bakarım. HTTM de bu tip kafada bir grup arkadaşın başından geçen mucizevi olayları anlatıyorlar. Günümüzde olabildiğince boka batmış, sıkıcı olan bu arkadaş grubu, artık bir tatil yapalım, biraz dinlenelim diye ergenliklerinde gittiği şehrin oteline giderler, Adam (Cusack yani) yanında geek çocuğunu da götürür tabii. Daha sonrasıysa malum, bir küvet kazası sonrası hepsi geçmişe (80’lere), o günkü görünümleriyle geri dönerler (biz ise o hallerini görmeyiz, sadece ayna karşısında öyledirler). Elbette Adam’ın çocuğu yok olma tehlikesi geçirir çünkü o gece babası annesini hamile bırakması lazımdır. Diğer grup elemanları da tarihin hiçbir akışını bozmamalıdır. Yoksa günümüz gelecekleri değişecektir. Film bir süre “aynı hataları aynı yerde aynı şekilde yapmamız lazım” modunda geçse de daha sonra filmin eğlenceli kısımları yani geleceği kendi yararlarına göre manipüle etmeye çalıştıkları sahneleri başlar.

GELECEĞİNİ, GEÇMİŞİNİ…

Prodüksiyon açısından film gayet dolgun. Belli ki 80’leri çok iyi bilen bir ekip tarafından film kurgulanmış çünkü her detay filme eklenmiş. Mekanlar, müzikler, giyim-kuşam, makyaj, ortamlar, dekorlar filan süper esprilerle süslenmiş. Özellikle geçmişe döndükleri anda, o şok karşısında sordukları sorular gülme krizlerine sokabiliyor (Michael Jackson siyah mı beyaz mı?). Her yerde etine dolgun, tozluk giymiş kadınlar var. Erkeklerin tek düşündüğü seks, heavy metal ve glam rock çok popüler. Ot içmek sigara içmek kadar yaygın ve tek dert eğlenmek, daha fazla eğlenmek. İnsanlar “yaşıyor” yani. Filmin bu atmosferine kapılmamak imkansız. Bunun yanında o günün Amerika’sına da göndermeler yok değil. Örneğin siyahi vatandaşlara bakış açısı, Amerikan milliyetçiliği, kampçılığın ne kadar boş bir iş olduğu gibi pek çok yüz güldüren detaylar sunuyor HTTM. Ama film büyük bir hata yaparak, bu kendisiyle eğlenme tavrını bazen yere bırakarak, “geçmiş-gelecek” konusunda Back to the Future gibi ahkam kesmeye çalışınca olanlar oluyor ve film bir çuval inciri mahvediyor. HTTM’nin özünde “eğlence” yatıyor.

Zaten filmin varolma nedeni bile bir jakuzi, niye bilim-kurguya girişmeye yelteniyorsun ve bu muhabbeti uzatıyorsun ki? Çünkü bu izleyicinin başka yerlere kaymasına neden oluyor. Filmde gedik arayışına çıkıyorsun. “Ne yaparlarsa geçmişte ne değişir, keşke şunu değiştirseler ya” demekten filmin eğlencesi babasız kalıyor. Zaten çok fazla plothole var ve bunlar eğlencesiz kalınca kabak gibi ortaya çıkıyor. Bu da izleyicinin filme olan saygısını zedeliyor ve bu güzel fikir, The Hangover ile kapışacakken şimdi yerini film bitince “e iyiydi gibi sanki. Değil mi? Hmm” şeklinde şüpheye bırakıyor. Sonuçta 80’leri ve Cusack’ı seviyorsanız şans verin derim ama diğer tribünün seyircisiyseniz bol alkol ve çerez stokuyla filme girişmeniz faydanıza olacaktır.

Volkan Turan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Yazar:

Habere Yorum Yaz...

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes