Giriş Kayıt

Ertem Eğilmez hakkında bilinmeyen detaylar

Bookmark and Share

Bugün Türk sineması ve dizi film sektörü eleştiri bombardımanına uğrarken, Türk aile gelenek ve göreneklerinin uğradığı erozyon tartışılırken Ertem Eğilmez gibi bir ustayı anmak gerektiğini düşündüm. Ertem Eğilmez, güldürü öğeleriyle halk sinemasının en güzel örneklerini beyaz perdeye yansıtan bir yönetmendi. Bugün hala Hababam Sınıfı, Arabesk gibi çok sayıda beğeniyle izlenen filmin yapımcısı ve yönetmeni olan Ertem Eğilmez’i daha iyi tanımamız ve anlamamız için torunu Arzu Çevikalp ile söyleştik. Dedesinin kurduğu Arzu Film’in yönetiminde yer alan, dedesi gibi yazarlık yeteneğine sahip olan Arzu Çevikalp, Ertem Eğilmez’i ve başarısının sırrını anlattı. 

ÇOK ŞANSLIYIM

Ertem Eğilmez, Türk sineması için çok önemli bir isimdi. Yazdığı ve yönettiği filmler büyük alkış aldı. Ertem Eğilmez’in torunu olmak nasıl bir duygu?
Ertem Eğilmez’in torunu olduğum için kendimi çok şanslı sayıyorum. Ve yaptığım ya da yapacağım her iş için dikkatli davranıyorum. Şu an hayatta olup benimle gurur duymasını çok isterdim. O başarmak için tüm kapıları ardına kadar araladı ve yaptığı işten hiç vazgeçmedi. Yorgun bir savaşçı olduğundan ötürü sağlığı el vermese de, sonuna kadar direnerek son günlerini bile sette geçirdi. Kendime onu örnek aldığım için onun izinden yürümeye çalışıyorum.
Onun torunu olmanın zor ya da kolay tarafları nelerdir? Benzeşen yanlarınız var mıydı?
Onun torunu olmanın zor taraflarından biri yaptığım işin muvaffakiyetine erişebilmek için verdiğim çaba. Diğeri ise medya sektöründe iş bulma konusunda yaşadığım kısır döngü. Bu bazen büyük bir dezavantaj haline gelebiliyor. Onu kaybettiğimde küçüktüm ama eğilmez ile benzeşen yanım kendisi gibi azimli olmamdır. Başladığım bir işi hiçbir zaman yarım bırakmam.

Ertem Eğilmez ve Arzu Film denince akla mutlu, neşeli ve kalabalık aile görüntüleri ya da bu filmlerin müzikleri geliyor. Bunun sizce nedeni ne? Sizin aileniz de kalabalık mıdır? Anneniz ve babanla ilişkilerin nasıldır? Dedeniz, filmlerinde işlenen ‘aile kutsaldır’ kavramını size ne kadar yansıttı?
Ertem Eğilmez her zaman ailesine bağlı bir insandı. Aile saadeti kendisi için çok farklı ve özel bir yere sahipti. O her zaman sıcak bir aile portesi görmek isterdi. Ailesi her şeyden önce gelirdi. Bu yüzden filmlerine ilham kaynağı olan neşeli ve kalabalık aile görüntüleri gerçek yaşamdan kopup gelen bir fırça darbesiydi. Annem ve babamla ilişkilerim sevgi ve paylaşım üzerine ağırlıklıdır. Diyalog eksikliği yoktur aramızda. Konular tartışılır ve ortak kararlar alınır. Eğilmez, ‘aile kutsaldır’ kavramını bizlere yansıtma konusunda takdire şayan bir iş çıkardı. Çünkü bizim aile kopmayan bir sicim kadar sağlamdır

Hakkında

Gökten zembille inen yönetmen

Ertem Eğilmez

Sinema, hayatımızın her alanına hâkimken; Türk sineması da kendi içinde gelişim göstermekteydi. Tek partili dönemden çok partili hayata geçiş aşamasından sonra gerçek anlamda başlayan Yeşilçam yolculuğu, Arzu Film’in kurulmasıyla renklenmeye ve hareketlenmeye başladı. Arzu Film ile pek çok film şirketi de bu alana adım attı.

Arzu Film’in kurucusu olan Ertem Eğilmez’in sinema macerası ise bir hayli ilginçtir. Ancak Eğilmez’in sinema macerasını anlatmadan önce onun hayat hikâyesinden kısaca söz etmek gerekir. Çünkü bu özet, Ertem Eğilmez’in sinemada zirveye giden yolculuğuna da ışık tutacaktır.

Bir Yeşilçam prototipi

1929 yılında Trabzon’da doğan Ertem Eğilmez ilk ve orta öğrenimini Konya’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra askere gitti. Askerlik dönüşü Arif Bolat Kitabevi’nde çalıştı ve ardından Moda’da dükkân açıp bakkallık yaptı.

Refik Erduran ve Haldun Sel ile beraber kurdukları Çağlayan Yayınevi ve Tef adlı ünlü gülmece dergisini kurar. Kemal Tahir’e ve Orhan Kemal’in önüne ABD haritaları koyup, çalakalem Mayk Hammer romanları yazdıran Eğilmez, ilk kez editör koltuğuna oturur.

İzleyicinin tanıdığı nadir yönetmenlerden biri olan Eğilmez, adeta sinema aşkıyla doğmuştur. O bir Yeşilçam’ın prototipidir aynı zamanda Yeşilçam’ın hâsılat rekorları kıran pek çok filmine imza atmış rejisördür. Türk sinemasında başarılı bir rejisör olmanın dışında renkli kişiliğiyle de özel bir yeri vardır. Kimine göre kendisinin de iddia ettiği gibi “dahi”, kimine göre ise çizginin öte yakasına geçmiş biridir. Kişiliğiyle uyandırdığı ilk etki; karşısındakini hayrete düşürecek bir şeyler söylemekten çekinen ama sizi şaşırtabildiği ölçüde eğlendiği…

“Aslında Ertem Eğilmez nasıl biri?” sorusuna birkaç satırla cevap verebilmek mümkün değil! Ertem Eğilmez geçmiş ile bugün arasındaki bağı oluşturan bir köprüdür… Yaşamı boyunca asla pes etmeyen Eğilmez genelde çok “disiplinli” bir kişiliktir. Başına buyruk bir sinemacıdır. Karşısında kim olursa olsun aklına gelenleri pervasızca insanın yüzüne söyler. Sol görüşlüdür ve bunun örneklerine filmlerinde zaman zaman yer verir.

Gülerken ağlatmak, ağlatırken güldürmek

Ertem Eğilmez sineması hakkında aklınıza ilk gelen nedir? Tabii ki aile yapısı… Filmlerinde müstehzi bir dille aileler arasındaki klan savaşlarını ele alan Eğilmez, melodram ağırlıklı manevralarla filmlerin gidişatını değiştirirken, hem yaşama sevincini hem de kederi aynı potada eriterek mizahi bir anlatım sergiler.

Dramatik biçemi ve yalın anlatımının yanı sıra, Ertem Eğilmez sinemasını kameranın gözünden gören; teknik sinemadan ya da idealist geleneğin bir devamı olmaktan ayıran çok önemli bir görüş vardır: “Gülerken ağlatmak, ağlatırken güldürmek.”

Bu görüşü işleyerek insanı tokatlayan filmlerin aslında en belirgin özelliği; zengin bir oğlanın fakir bir kıza olan tutkulu aşkı veyahut tam tersidir. Bu bağlamda Eğilmez’i en üst mertebeye çıkaran unsur; kibirli zenginlerin yaptıkları kötülüklerden dolayı yargılanmaları değil; “iyi olan kazansın” düşüncesinin filmlerine eklemlenmiş olmasıdır. Dahası, herkesçe imrenilen komşuluk ilişkilerinin meydana getirdiği dayanışma ilkesini; tüm çıplaklığıyla beyazperdeye aktaran Eğilmez’in yukarıda da belirttiğimiz gibi, aile ilişkilerine dayanan tezi o dönemin koşullarının bir yansımasıydı belki de.

“Yönetmenin her şeyini filmine vermeli”

Çok büyük bir alanda, sonsuz detayla sayısız geleneğin kaynaştığı bazı durumlarda dramla iç içe geçen güldürü sinemasının arka planında ne vardır? Çok basit: Gerçeklerin tüm çıplaklığıyla beyazperdeye yansıması ve hayatın tozpembe olmadığı! Zaman akıp geçtikçe şartlar değişiyor belki ama değişmeyen tek şey var. O da insanların birbirine karşı olan sonsuz bağlılığı. Tıpkı Eğilmez’in sinemasına olan bağlılığı gibi… Bu konu hakkında kendisinin söylediği bir lafı alıntılayalım.

“Bir yönetmenin her şeyini filmine vermesi gerektiğine inanıyorum. ‘Sürtüğün Kızı’, ‘Canım Kardeşim’, ‘Mavi Boncuk’, ‘Bir Millet Uyanıyor’ ve ‘İngiliz Kemal’e harcadığım emek ve zamanı son dönem filmlerime (‘Namuslu’, ‘Âşık Oldum’, ‘Arabesk’) veremediğimden dolayı üzüntü duyuyorum.’’

Özetlemek gerekirse; Eğilmez’in güldürüleri çoğu kez sosyal konularla kaynaşmış bir haldedir. Ama hiçbir zaman güldürü öğesinden hareket edip bir sorunun eleştirisi yapılmaz. Sorunlar, Eğilmez’in sinemasında ancak güldürü dozunu artıracak motif ve mekân olarak kullanılmaktadır. “Canım Kardeşim”de gecekondu semtinin, “Oh Olsun”da fabrikanın ve “Salak Milyoner”de İstanbul’un kullanılması gibi…

Yönetmenliğin püf noktasını kendine sakladı

Türk Sinema külliyatı içerisinde Eğilmez, egemen güldürü türüne kendine özgü bir mizah anlayışı, çok daha gerçeklerden yana bir yaklaşım ve çoğunlukla güncel sorunlara dönük öyküler getirdi. Asıl önemlisi onun mutfağından pek çok oyuncunun yetişmesiydi. Filmlerinde adeta kendi yetiştirdiği ya da yönlendirdiği yedi ustaya rol verdi: Kemal Sunal, İlyas Salman, Şener Şen, Münir Özkul, Ayşen Gruda, Hülya Koçyiğit ve Halit Akçatepe. Oyunculuk bir virüs gibi, Ertem Eğilmez filmleriyle sahne tozu yutan bu isimlerin kananına girdi.

Mayasında bir cevher olan Eğilmez’in eğittiği bazı yönetmenler de oldu. Yavuz Turgul ve Sinan Çetin bunun en iyi örnekleridir. Öğrenciler usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenimlerini sürdürürlerken; Eğilmez ser verip sır vermezdi. Her şeyi anlatırdı ama tek bir şey hariç: yönetmenliğin püf noktası. İşin sırrı sadece Eğilmez’de saklıydı. Belki o sır, filmlerini halka atfetmesiydi.

Toplumun sesini duyan yönetmen

Eğilmez halkın beğenisiyle, halkın değerleriyle bağlantı kurmayı seven biridir. Çektiği filmler bir içim sudur. Ertem Eğilmez sineması hem kurallı, hem de kuralsız bir sinemadır. Yıllarca sinemacılar Eğilmez’in “sol sinemadan devrimci sinemaya göz kırptığını” ima etmişlerdir.

Türk seyircisinin sinemayla olan ilişkisine, kendini teslim etme ihtiyacına ve içindeki karanlığa dair onun bir şeyler söylediği muhakkak. Ne sihirdir ne keramet! Şunu da unutmamak gerekiyor ki; halk sinemasının varlığı bilinmezken onu tereyağından kıl çeker gibi ön plana çıkartan Eğilmez, Frank Capra’nın Türkiye’deki karşılığı olarak tanımlanmaktadır. Çünkü o, her daim yansıtmayı düşündüğü toplumun içinde yaşamış, sesini dinlemiş ve ruhunu keşfetmenin yollarını aramıştı. Eğilmez’in ekolü Batıdaki ekollere hiç benzemezdi. Zira spontane (kendiliğinden) gelişen, ana merkezinde halk kültürü ve oyuncu olan bir ekol.

Hayatı, tüm renkleriyle sinemaya taşımak

Çektiği son film “Arabesk”de, o güne kadar izlediği yolun aksine, sadece dramatik yapıyı baz almış, skeç-vari bir anlatımla, alaycı mı alaycı bir tavırla diğer Türk filmlerini dalgaya alıyordu. Kök öykü yalnızca skeçlerden oluşuyordu. Altını çizmek gerekirse, bu, sinema araştırmacılarının o her şeyi katı bir şekilde değerlendirdikleri 1980 öncesinde hırçın olmayan bir yönetmen bulmak kabil midir? Sanmıyorum. Çünkü  bir çok yönetmenin her filmi olumlayan bakış açısı Eğilmez’in filmlerine sirayet etmemiştir.

1980 sonrası sinema toplumsal konulardan uzaklaşarak daha modernize bir hal aldı ve bol paralı, bol eğlenceli hayat anlayışının pompalandığı filmler çekilmeye başlandı. Retro başlığı altında Ertem Eğilmez’i değerlendirdiğimizde; o dönemin sorunlarını beyazperdeye aktarmak çok cesurca bir hareketti. Fakat o dönemi bugüne taşısaydık nasıl olurdu bilinmez! Ne filmler geldi, ne filmler geçti… “Hababam Sınıfları”, “Mavi Boncuk”, “Süt Kardeşler”, “Sürtük”, “Senede Bir Gün”, “Gülen Gözler”, “Köyden İndim Şehre”, “Canım Kardeşim”, “Sev Kardeşim”, “Banker Bilo”, “Şabanoğlu Şaban” ve daha niceleri…

Sinemadaki yerleri çok farklı… Hüzün desen var, mutluluk desen var, komiklik desen var, sıcaklık desen var… Peki, ne yok? Olmayan bir şey yok gerçekten. Filmleri o kadar samimi ki, sanki bir fırça darbesiyle gerçek dünyadan kopup beyaz perdeye taşınmışlar. Yemek yapar gibi filmin içini zengin malzemelerle donattınız mı ortaya çıkan sonuç aşikâr: Ertem Eğilmez sineması.

Yeni kuşağın öncüsü

Eğilmez’in akademik anlamdaki ünü “Hababam Sınıfları”nı çekmesinden sonra oldu. Ardından filmleri daha da çok izlenmeye başlandı. Bir yanda kâh gülüp, kâh ağladığımız hayat kargaşası… Öte yanda daracık bir alanda kayıp duran kameranın başında Ertem Eğilmez’in dokuz doğurduğu anlar…

Değerini, o hayattayken anlamayanlar bile geç de olsa sonunda anladılar. İş işten geçmişti. O artık aramızda yoktu. Öteki dünyaya doğru kanat çırpmıştı. Yönetmenlere, yönetmenlik dalında toz yutturabileceğini kanıtlayan Ertem Eğilmez, bütün bu özellikleriyle devler ringine dahil olarak, yeni kuşağın da öncüsü oldu. Halen onun filmleri gibi filmler yapılmaya çalışılıyor.

* Ertem Eğilmez’in torunu olduğum için çok şanslıyım. Onu kaybettiğimde yedi yaşındaydım ve son çektiği filmin setinde oyuncularla beraber koşturuyordum. Keşke aramızdan bu kadar erken ayrılmasaydı.

FİLMOGRAFİ

1964- “Fatoş’un Fendi Tayfur’u Yendi”

1965- “Helal Adanalı Celal”, “Sürtük”, “Kart Horoz”

1966- “Senede Bir Gün”, “Ben Bir Sokak Kadınıyım”, “Seni Seviyorum”, “Seni Bekleyeceğim”, “Seni Seviyorum”

1967- “Ömre Bedel Kız”, “Sürtüğün Kızı”, “Bir Millet Uyanıyor”, “Ölünceye Kadar”, “Yaşlı Gözler”

1968- “İngiliz Kemal”, “Nilgün”, “Sevemez Kimse Seni”

1969- “Boş Çerçeve”

1970- “Küçük Hanımefendi”,Son Hıçkırık”, “Kalbimin Efendisi”, “Sürtük (renkli)”

1971- “Beyoğlu Güzeli”, “Senede Bir Gün (renkli)”

1972- “Sev Kardeşim”, “Tatlı Dillim”

1973- “Canım Kardeşim”, “Oh Olsun”, “Yalancı Yârim”

1974- “Köyden İndim Şehre”, “Mavi Boncuk”, “Salak Milyoner”

1975- “Hababam Sınıfı”, “Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı”, “Hababam Sınıfı Uyanıyor”

1976- “Süt Kardeşler”

1977- “Gülen Gözler”, “Hababam Sınıfı Tatilde”, “Şabanoğlu Şaban”

1979- “Erkek Güzeli Sefil Bilo”, “Hababam Sınıfı Güle Güle”

1980- “Banker Bilo”

1984- “Namuslu”

1985- “Âşık Oldum”

1988- “Arabesk”

 

Röportajın orjinali

Ertem Eğilmez, Türk sineması için çok önemli bir isimdi. Yazdığı ve yönettiği filmler büyük alkış aldı. Ertem Eğilmez’in torunu olmak nasıl bir duygu?

Ertem Eğilmez’in torunu olduğum için kendimi çok şanslı sayıyorum. Ve yaptığım ya da yapacağım her iş için dikkatli davranıyorum. Şu an hayatta olup benimle gurur duymasını çok isterdim. O başarmak için tüm kapıları ardına kadar araladı ve yaptığı işten hiç vazgeçmedi. Yorgun bir savaşçı olduğundan ötürü sağlığı el vermese de, sonuna kadar direnerek son günlerini bile sette geçirdi. Kendime onu örnek aldığım için onun izinden yürümeye çalışıyorum. Nasıl diye soracak olursanız yanıtlayayım. Ertem Eğilmez, işine dört elle sarılırdı. Ben de Eğilmez gibi işime dört elle sarılıp hayatımı yazarak idame ettiriyorum. Son zamanlarda ekonomik kriz nedeniyle medyada yaşanan çalkantılar birçok kişiyi derinden yaraladı. Ama buna rağmen her şart altında yazmayı sürdürüyorum. Ömrümün yettiği ölçüde sürdürmeye devam edeceğim.

Onun torunu olmanın zor ya da kolay tarafları nelerdir? Benzeşen yanlarınız var mıydı?

Onun torunu olmanın zor taraflarından biri yaptığım işin muvaffakiyetine erişebilmek için verdiğim çaba. Diğeri ise medya sektöründe iş bulma konusunda yaşadığım kısır döngü. Bu bazen büyük bir dezavantaj haline gelebiliyor. Şunu da açıklamadan geçmek istemiyorum. Onu kaybettiğimde çok küçüktüm. Ailemin bana anlattıklarıyla tanıdım Ertem Eğilmez’i…. Büyüdükçe de kafamdaki fikirler oturmaya başladı. Hakkında detaylı olarak araştırma yapıp bilmediklerimi öğrendim. Aslında benim için kolay olan bir şey yoktur. “Kolay” sözcüğü çabuk sindirilebilen bir yemek gibidir. Ben zor olanla mücadele ederim. Doğal olarak, onun torunu olmanın kolay bir tarafının olmaması zoru başarmanın yarısıdır. Eğilmez ile benzeşen yanım kendisi gibi azimli olmamdır. Başladığım bir işi hiçbir zaman yarım bırakmam. Sonuna kadar giderim. Azimli olmak bir yana dursun, temelleri atılan idealler ve o ideallere doğru koşmak Eğilmez ile benzeşen yanlarımı ortaya koyuyor.

Ertem Eğilmez ve Arzu Film denince akla mutlu, neşeli ve kalabalık aile görüntüleri ya da bu filmlerin müzikleri geliyor. Bunun sizce nedeni ne? Sizin aileniz de kalabalık mıdır? Annen ve babanla ilişkilerin nasıldır? Dedeniz, filmlerinde işlenen ‘aile kutsaldır’ kavramını size ne kadar yansıtabildi?

Ertem Eğilmez her zaman ailesine bağlı bir insandı. Aile saadeti kendisi için çok farklı ve özel bir yere sahipti. O her zaman sıcak bir aile portesi görmek isterdi. Ailesi her şeyden önce gelirdi. Bu yüzden filmlerine ilham kaynağı olan neşeli ve kalabalık aile görüntüleri gerçek yaşamdan kopup gelen bir fırça darbesiydi… Annem ve babamla ilişkilerim sevgi ve paylaşım üzerine ağırlıklıdır. Diyalog eksikliği yoktur aramızda. Konular tartışılır ve ortak kararlar alınır. Eğilmez, ‘aile kutsaldır’ kavramanı bizlere yansıtma konusunda takdire şayan bir iş çıkardı. Çünkü bizim aile kopmayan bir sicim kadar sağlam… Buna ek olarak “Birlik ve beraberlik” ilkesi hayatımızın atardamarı sanki…

Sinema izleyicisi onu daha çok Hababam Sınıfı, Banker Bilo, Arabesk ve Namuslu gibi filmlerde mizahı kullanarak eleştiriler yapan bir yönetmen olarak tanıyor. Siz, tanıdığınız Ertem Eğilmez’i ve onun ortaya koymak istediği sinemayı anlatır mısınız?

Filmlerinde müstehzi bir dille aileler arasındaki klan savaşlarını ele alan Eğilmez, melodram ağırlıklı manevralarla filmlerin gidişatını değiştirirken, hem yaşama sevincini hem de kederi aynı potada eriterek mizahi bir anlatım sergiler.

Dramatik biçemi ve yalın anlatımının  yanı sıra, Ertem Eğilmez sinemasını kameranın gözünden gören; teknik sinemadan ya da idealist geleneğin bir devamı olmaktan ayıran çok önemli bir görüş vardır: “Gülerken ağlatmak, ağlatırken güldürmek.”

Bu görüşü işleyerek insanı tokatlayan filmlerin aslında en belirgin özelliği; zengin bir oğlanın fakir bir kıza olan tutkulu aşkı veyahut tam tersidir. Bu bağlamda Eğilmez’i en üst mertebeye çıkaran unsur; kibirli zenginlerin yaptıkları kötülüklerden dolayı yargılanmaları değil; “iyi olan kazansın” düşüncesinin filmlerine eklemlenmiş olmasıdır. Dahası, herkesçe imrenilen komşuluk ilişkilerinin meydana getirdiği dayanışma ilkesini; tüm çıplaklığıyla beyazperdeye aktaran Eğilmez’in, aile ilişkilerine dayanan tezi o dönemin koşullarının bir yansımasıdır. Özetlemek gerekirse; Eğilmez’in filmleri çoğu kez sosyal konularla kaynaşmış bir haldedir. Ama hiçbir zaman güldürü öğesinden hareket edip bir sorunun eleştirisi yapılmaz. Sorunlar, Eğilmez’in sinemasında ancak güldürü dozunu artıracak motif ve mekân olarak kullanılmaktadırErtem

Eğilmez’in sinemasındaki başarının kaynağı sizce nedir?

Eğilmez neden bu kadar başarılıydı sorusunun yanıtını birkaç cümle ile ifade etmek zor. Halkın içinde yaşayan Eğilmez onların sorunlarını dinleyip ruhlarını keşfetmenin yollarını aramıştır.  Halk sineması bilinmezken Eğilmez onu tereyağından kıl çeker gibi ön plana çıkartmıştır. Trajikomik hikayeleri mizaha bulayarak aktaran Eğilmez halktan biridir. Halkın sorunlarını başköşeye oturtur.  Yaşananları tüm çıplaklığıyla bir süzgeçten geçirmeden aktararak doğaçlama ile harmanlayan Eğilmez’in hem yaratıcı mizansenler çekmesi hem de kalıplaşmış düşünce biçiminden uzaklaşması başarısını ortaya koyuyor. Bir tek bununla kalsa iyi Eğilmez’in disiplinli oluşu ve bir işi kusursuz yapma eğilimi her şeye kadirdi ve Eğilmez her kitleye hitap eden film yapıyordu. Ama 1980 sonrası sinema toplumun yaşadığı sorunlardan uzaklaşarak “postmodern” anlayışın getirdiği yeniliklere kucak açmaya başladı. Bol paralı, bol eğlenceli hayat anlayışının pompalandığı filmler beyazperdenin ilgisini çeker oldu. Nasıl ki o dönemi bu döneme taşıyamıyorsak, bu dönemi de o döneme taşıyamayız.

İyi kadrolarla uzun süre çalışması, daha iyi senaryo yazımı için yaptığı uğraşlar ve oyuncu seçimine çok dikkat etmesi bu başarıyı perçinleyen unsurlardan mı sizce?

Evet, ama bunların dışında da bu başarıyı perçinleyen unsurlar var. Mesela parçalar birleştirildiğinde iyi bir bütünlük sağlanıyorsa, filmdeki duygu ziyadesiyle seyircinin kanına zerk ediliyorsa, hikâyenin öykülenmesi yerindeyse, gerçek olaylara dayanıp yapmacıklıktan kaçınıyorsa, hem güldürüp hem ağlatıyorsa ve seyirci filmdeki karakterle özdeşleşiyorsa bu başarı her anlamda sağlanmış demektir.  Tabi tüm bunların aynı potada eritildiğini düşündüğümüzde bir filmin başarı grafiğinin çözümlenmesi için tek bir şeye ihtiyaç kalıyor. O da kurgu…  Kurgusu iyi olan bir film her zaman basamakları hızlı adımlarla çıkar. Dolayısıyla Ertem Eğilmez filmlerinin belirli bir düzeye ulaşması kaçınılmazdır.

1964’te Ertem Eğilmez tarafından kurulan Arzu Film ne durumda? Son yaptığınız film Pak Panter adlı filmden bahseder misiniz? Film sizce halktan beklenen ilgiyi görecek mi?

Arzu Film az ve öz film üretiyor artık. Yaşam biçimimizin emperyalizmin etkisi altına girmesiyle ticari amaç güden filmlere yer verilmeye başlandı. Şartlar çok değişti. Şu zamanda seyirci üreten filmler beyazperdeye yansıtılmak zorunda olduğu için melodramatik filmlerin pabucunun dama atılıp komedinin öne çıkması dişe dokunur bir etki yarattı. Özellikle son yıllarda Hollywood’da tüketilen ajan filmlerinin sayısı artış gösterirken, Türklerin önce davranarak kendi popüler kültürlerini action-komedi tarzıyla harmanlayıp beyazperdeye aktarmaları medyanın bir hayli ilgisini çekti. Özünde ‘Pak Panter’ düzensizliğin içindeki düzeni farklı yolarla anlatan ve güç gösterilerini komedi sosuna bulayan Türk işi action filmi… Pak Panter’ özel olarak kurulmuş teşkilat ile istihbarat elemanlarının başlarından geçenleri mizahi olarak konu alıyor. Hem de istikrarını hiç bozmadan… Filmin beklenen ilgiyi görüp göremeyeceği seyircinin beklentisi, vizyon tarihi ve reklama odaklı olarak orantılıdır.

Siz setlerde büyüdünüz. Oyunculuğu, yazarlığı denediniz.  Arzu Film’in yönetimindesiniz. Gelecekte ne yapmak istiyorsunuz?

Şartlar ve gelecek ne gösterir bilinmez kesin bir şey söyleyemem.

Siz de dedeniz gibi yazarak başlamışsınız. Yazdıklarınızdan biraz bahseder misiniz? Bir senaryonuz olduğunu biliyoruz. Biraz bu projenizi anlatır mısın?

Yazmaya 10 yaşında başladım. İlk denemelerim şiirle başladı.  Sonra deneme ve hikâye üzerine yoğunlaştım. Aileden alaylı olmamın etkisiyle sinema üzerine de yazmak istedim. Sinema yazma konusunda başarıya ulaşacağımı hiç düşünmemiştim. İlk başlarda kendimde o cesareti göremiyordum. Ama yazdıkça geliştim.  Tabi her zaman inandığım bir ilke vardı. O da eğitim almadan sinema üzerine yazmanın doğru olmadığıydı. Portakal Ağacı’nın düzenlediği “Bir Film Nasıl Okunur” kursuna gittim. Bir filmi doğru olarak okumayı ve analiz etmeyi öğrendim.  Tabi bununla yetinmeyip Sender Atölyesinin açtığı Senaryo yazma derslerine katıldım. İlk projemi şekillendirmem ve profesyonel anlamda icra etmem bu kursta gerçekleşti. Sağ olsun Haluk Ünal hocam desteğini hiç eksik etmedi. Kendisine sonsuz teşekkürü borç bilirim. Ayrıca Haluk Hocam yazdığım projenin başarılı olacağını ve o projeyi gerçekleştirmem için kendisinin de yardım edeceğini söyledi. Zaten O sınıftan sadece tek proje çıktı. O da benimkiydi. Projem başka kişiler tarafından da beğenildi. Ama ben Haluk Hoca ile tekrar iletişime geçemedim ve sonradan o projeyi geliştirdim.  Projenin konusuna gelince: Arzu altıncı hissi güçlü ve olacakları önceden görme yetisine sahip özel bir kızdır. Kardeşinin başına gelecek büyük bir bela görür. Ailesine anlatır ama inandıramaz. Bu nedenden ötürü ailesi Arzu’nun delirdiğini düşünüp özel bir kliniğe yatırırlar. Ama Arzu için dönüm noktası asıl burada başlar. Akıl hastası olmadığını kanıtlaması gerekmektedir. Klinikte kendi gibi özel yetenekli olan Cenk’le tanışır. Herşey bu noktadan sonra değişecektir…

Film yapmakla film eleştirmek zıt öğeler gibi geliyor kulağa siz ne düşünüyorsunuz?

Film eleştirmeninin görevini anlatmadan önce, söze Film eleştrisi nedir? diye başlamak istiyorum. Film eleştrisi, filmin değerlendirmeye, film üzerinde yargıya varılmak üzere, ele alınan filmin öğelerine ayrılmasına ve her öğenin ayrı ayrı incelenmesine göre yapılan bir iştir. Bunun da ötesinde bir meslektir. Bir filmi eleştirirken üzerinde en çok durulan noktalar filmin sinema sanatı ve uygulayımına getirdiği yenilikler, öbür filmler üzerindeki etkileri ve yönetmenin yapmak istedikleriyle sonuçta gerçekleştirdikleri arasındaki ilişkidir. Gerçek anlamda film eleştirme, film teorilerinden ya da yazınsal eleştri biçimlerinden esinlenilmiş bir “beyin fırtınası”dır.… Film eleştirmenin temel işlevi, bir sanat yapıtı, kültür ürünü ya da bir iletişim aracı olarak filmi anlamak, çözümlemek ve okurunu bilgilendirmek üzere düşüncelerini aktarmaktır. Görünürdeki gerçeklik aslında arkasında yatan daha derin anlam katmanlarına ulaşmamıza aracılık edecek olan bir görünüm sunmaktır. Ama film yapan kişilerin vizyonu geniş olmalıdır ve onlar için detaylardan çok, filmin bütünlüğü önem arz eder. Filmi film yapan kriter iyi bir gözlemdir. Eleştirmenler filmi masaya yatırırken direk detayları anlamlandırırlar ve ardından da metaforlar devreye girer. Eleştirmek ve film yapmak aslında üretenle tüketen kadar iç içedir.

Bir gün dedeniz gibi siz de kamera arkasına geçecek misiniz?

İlk başlarda kamera arkasına geçmeyi çok istiyordum. Ama Türkiye’de çekilen filmleri gördükçe bu düşünceden yavaş yavaş soğumaya başladım. Çağ atladık atlamasına ama, dejenere olmuş toplum yapısı nedeniyle yapılan filmler çok sıradan… Şimdiki filmlerde gördüğümüz şeyler o kadar yapay ki insanın film izleyesi bile gelmiyor. Bana kalırsa bu durumun dezavantajı teknolojinin devreye girmesiyle çok farklı bir hal aldı. Filmler gerçekliğini yitirdi. Buna istinaden beklentiler de değişmeye başladı. Belki ileride belgesel çekebilirim. Her zaman objektif olup gerçekleri tüm çıplaklığıyla perdeye yansıtma taraftarıyım.

Gazetecilik okuyan, gazetelerde yazıları yayımlanan biri olarak medyayı nasıl görüyorsunuz ve bir gün medyanın içinde yeniden yer almak ister misiniz?

Medya belki de hiç düşünemediğimiz bir şekilde hayatımızı yönetmeye başladı ve onun sayesinde hayatımız kolaylaştı. Diğer bir taraftan medyanın da yan etkileri bu sirkülâsyonla beraber hayatımızı kötü etkiliyor. Gelişen iletişim teknolojileriyle beraber, “medya” insanların isteklerini yerine getirmek ve tatminkâr duruşunu bozmamak adına, dijital dünyanın esiri haline gelerek köleci ruhunu ortaya çıkarıyor. Çünkü dijital çağın insanları tıpkı sigara tiryakileri gibi aynen medyanın tiryakisi olmuş durumdalar. Bu medya tiryakiliği; emperyalizmin doruk noktasına çıkmasıyla, kapitalist ülkelerin medya araçlarını pazarlamalarına olanak veriyor. Çünkü maziden bu yana en büyük dönüşüm medya aracılığıyla pazarlanan ürünler ve yeni iletişim teknolojilerinin beraberinde getirdiği kültürel inovasyonlardır. Yeni iletişim teknolojileri hem yapıcı hem de yıkıcıdır. Bana kalırsa milenyumun medyası biraz yıkıcı. Ben sistemin içindeki sistemi kabullenmediğim için medyaya karşı biraz önyargılıyım. Şimdilik medyanın içinde yer almayı düşünmüyorum. Çünkü kapitalizmin esirleriyiz.

En büyük hayaliniz nedir? Kimleri kendinize örnek alırsınız?

En büyük hayalim yazılarımla büyük kitlelere ulaşmak. Kimseyi örnek almıyorum. Sadece kendim olmaya çalışıyorum. Ve kendi açtığım yoldan ilerliyorum.

Yönetmenlerin, oyuncuların, yazarların arasında çok özel bir çevrede büyüdünüz. Bundan memnun musunuz? Bugün o çevreden rahatsızlık duyuyor musunuz?

Hem memnunum hem değilim. Yaşadığım çevre beni kendi kabuğuma çekilmeyi ve kendi yağımla kavrulmayı öğretti. Hiçbir zaman medyatik olma gibi bir düşüncem olmadı. Gözden ırak olmak için elimden geleni yaptım. Ben yeteneklerim ile el üstünde tutulmak isteyen bir bireyim. Benim için önemli olan yazdığım yazılarla anılabilmek ve her daim okunabilmek. Tabi şu gerçeği de unutmamak gerekiyor. Bu içinde büyüdüğüm çevre bana çok şey kattı. Acılar, kederler, üzüntüler, sevinçler ve daha niceleri…

Gökmen Küçüktaşdemir

 
 


KUSURSUZLUĞU ARARDI
Ertem Eğilmez’in sinemasındaki başarının kaynağı sizce nedir?

Eğilmez neden bu kadar başarılıydı sorusunun yanıtını birkaç cümle ile ifade etmek zor. Halkın içinde yaşayan Eğilmez onların sorunlarını dinleyip ruhlarını keşfetmenin yollarını aramıştır. Halk sineması bilinmezken Eğilmez onu ön plana çıkartmıştır. Trajikomik hikayeleri mizaha bulayarak aktaran dedem halktan biriydi. Halkın sorunlarını başköşeye oturturdu. Eğilmez’in disiplinli oluşu ve yaptığı bir işi kusursuz yapma eğilimi başarıyı getirmiştir.

1964′te Ertem Eğilmez tarafından kurulan Arzu Film ne durumda? Son yaptığınız film Pak Panter adlı filmden bahseder misiniz? Film sizce halktan beklenen ilgiyi gördü mü?
Arzu Film az ve öz film üretiyor artık. Şartlar çok değişti. Şu zamanda seyirci üreten filmler beyazperdeye yansıtılmak zorunda olduğu için melodramatik filmlerin pabucunun dama atılıp komedi öne çıktı. Türk işi action filmi ‘Pak Panter’ özel olarak kurulmuş teşkilat ile istihbarat elemanlarının başlarından geçenleri mizahi olarak konu alıyor. Film sevildi.

Siz de dedeniz gibi yazarak başlamışsınız. Yazdıklarınızdan biraz bahseder misiniz? Bir senaryonuz olduğunu biliyoruz. Biraz bu projenizi anlatır mısınız?
Yazmaya 10 yaşında başladım. İlk denemelerim şiirle başladı. Sonra deneme ve hiküzerine yoğunlaştım. Aileden alaylı olmamın etkisiyle sinema üzerine de yazmak istedim. Bu işin eğitimini aldım. Senaryolarım ve çeşitli projelerim var. Ayrıca farklı gazetelerde ve dergilerde yazarlık deneyimlerim var. Bunu sürdürmek istiyorum. Bir gün dedeniz gibi siz de kamera arkasına geçecek misiniz?

“Güldürürken ağlatıyordu”
Siz, tanıdığınız Ertem Eğilmez’i ve onun ortaya koymak istediklerini anlatır mısınız?

Ertem Eğilmez sinemasını kameranın gözünden gören; teknik sinemadan ya da idealist geleneğin bir devamı olmaktan ayıran çok önemli bir görüş vardır: “Gülerken ağlatmak, ağlatırken güldürmek.” Eğilmez’i en üst mertebeye çıkaran unsur; kibirli zenginlerin yaptıkları kötülüklerden dolayı yargılanmaları değil; “iyi olan kazansın” düşüncesinin filmlerine eklemlenmiş olmasıdır.

http://www.yeniasir.com.tr/Sarmasik/2011/01/11/halkin_sorunlarini_mizahla_yansitti

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Yazar:

Comments

  1. arzucevikalp says:

    güzel

  2. ahmet27 says:

    merhaba. Ertem Eğilmezin torunu öğrenmiş oldum. slidedeck olmuş.

  3. keanureeves says:

    Hababam Sınıfı, Banker Bilo, Namuslu,… ve daha onlarca yönetmeni ve yapımcılığını yaptığı güzel filmler.. Ertem Eğilmez'in filmleriyle büyüdük adeta. Cumartesileri komşuya oturmaya gider, Tv başında birkaç aile oturur bir Ertem Eğilmez filmi izler ya da video filmlerini kiralar izlerdik. Filmleri çocukluk dönemimizden güzel bir anı olarak hafızamızda hep yer alacak. Türk sinemasına emeği geçenlerin belki de en başında gelir, ki zaten başka bir isimde aklıma gelmiyor şu an. Şimdiki dönemin filmlerinde Ertem Eğilmez'in filmlerinin tadını almak imkansız. Şimdi teknik olarak, senaryo olarak ne kadar mükemmel çekilmiş filmler olsa da sanki birşeyler eksik, buna da filmin ruhu desek uyar sanırım. Nur içinde yatsın.

  4. Ethem Sak says:

    Gayet başarılı bir yazı, gayet tanıtıcı bir sunum olmuş. Ellerinize, aklınıza, emeğinize sağlık.
    Uzun uzuna bir yazı, çoğu okuyucunun (yeni) gözünü korkutsa da, başladığında sonunu getirmek isteyecek kadar başarılı ve okur seyri güzel bir çalışma olmuş, tebrik ederim.

    Sayenizde büyük üstat Ertem Eğilmez hakkında da gerek bilgilerimizi pekiştirdik, gerek yeni bilgiler edinebildik.
    Teşekkür ederim.

Habere Yorum Yaz...

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes